İdealist kamu görevlisi nasıl olunur ve bu yolda nelerden vaz geçilebilir!

pain.png

Yazarın Notu: Bu yazı daha önce 17 Şubat 2015 tarihinde Linkedin profilimde  paylaştığım bir yazıdır. 15 Temmuz 2016 tarihli meşum darbe girişimi sonrasında ülkenin içine sürüklendiği karanlık ortam sonucunda ülkeme ve milletime sadakatle ve bağlılıkla hizmet verdiğim 17 yılın ardından devlet görevimden kopartılmamın ardından, yeniden gözden geçirilmiş, içinde yazan ve bireysel anayasamı oluşturan prensiplere bağlılığım bir kez daha duyurulması ve geride kalan kamu personeli ile devlet görevlisi olmanın ne demek olduğunu tam olarak bilemeyen toplumumuzun diğer üyelerine ders olması ve tarihe kayıt düşülmesi amacıyla, iki üç cümlelik ekleme ve düzeltme dışında özüne dokunulmadan yeniden yayınlanmıştır. Konunun siyasetdüşünüyoruz başlıklı sitemiz için kullandığım ünlü düşünürlerin sözlerini önemli gördüğüm sözlerini paylaştığım kısa formatla uyumlu olmamakla birlikte güncelliği, siyaset başlığı ile doğrudan ilgisi ve liyakat tartışmalarına katkı yapabileceği ümidiyle burada yayınlama gereği duydum. Varın bunu bir manifeston, bir deklerasyon olarak görün. Ülkemin daha güzel günlere uyanabilmesi ümidiyle. 


 

Alıntı yapmayı severiz. Sosyal medyanın yükselişi ile birlikte hepimiz sıklıkla beğendiğimiz sözleri paylaşır olduk. Geçenlerde M.A. Alison isimli kim olduğunu bilmediğim, paylaşımda kim olduğu belirtilmeyen ve Google’da yapmış olduğum taramada da kim olduğunu bulamadığım kişiye -bulup paylaşan olursa sevinirim- ait olduğu iddia edilen liderlik ve takım çalışması hakkında bir söz gördüm. Verdiği pozitif enerji ve başarma itkisi ile hoşuma giden bir söz.

En iyileri işe alın, hak ettiklerini ödeyin, sık iletişim kurun, heyecanlandırın ve ödüllendirin, onlara inanın, yollarından çekilin; ayaklarınızı yerden keseceklerdir. M.A. Allison

Sahibine ilişkin bilgiye ulaşamazsam da ilham veren güzel bir söz. Anlaşılacağı üzere liderlik ve yönetim metodu ile ilgili bir söz. Malumunuz yönetim bilimine ilişkin bilgi ister insan kaynakları, ister iç iletişim, isterse yönetim stratejileri ile ilgili olsun başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere Batı’da üretiliyor. Ve yine bu bilgi liberalizmin beşiği olan bu ülkelerde genellikle özel sektör tecrübesine dayalı olarak üretiliyor.

Bu sebeple Batı’da ve özelikle özel sektör kaynaklı bu tür bilgileri bizim biraz yaşlı, biraz geleneksel, biraz Batılı ve biraz da oryantal karma bir çalışma kültürüne sahip kamu sektörümüze tercüme etme ihtiyacı duydum. Gelin birlikte Alison’ın sözlerini bizim anlayabileceğimiz dile tercüme edelim:

  1. Kamuda personel seçemezsiniz. Dolayısıyla yönetici konumuna geldiğinizde size en iyilerinin denk gelmesi için dua edin. Kamuda en iyiler kolaylıkla bulunabilir. Mutlaka ama mutlaka oradadırlar ancak ilk başta kendilerini belli etmezler. Zira genellikle her kamu kurumunda ve birimindeki en iyiler iş arkadaşları, eski amirleri veya sistem tarafından baskılanıp, sindirilmişlerdir. Onları bulup, çıkarmanız gerekecektir. Onları bulduğunuzda potansiyeli olduğunu gördüklerinizin yollarından çekilmeyin, onların yanında aynı yönde yürüyün. Omuzlarından tutarak desteklemeye devam edin. Öte yandan hak ettiklerini ödeyemezsiniz zira iyi veya kötü çalışsın herkes aynı ödemeyi almaktadır. Kamuda asıl ödül her şeyden önce saygı, biraz tebessüm, bir kaç küçük şaka ve teşekkürden ibarettir. Bunları bol bol yapın.
  2. Çevrenizdekilerle sık iletişim kurun zira çatışma, kıskançlık ve gruplaşma üzerinden oluşmuş kamu çalışma kültürünü başka türlü kontrol altına alamazsınız. İnsanlara inanın zira geleneksel çalışma kültürü, hata yapanı en ağır şekilde cezalandırıp, gerçek kötü niyetlileri sıklıkla ıskalandığından güven kamuda az bulunur bir mücevherdir. Güven ilişkisini ancak ekip arkadaşlarınıza inanarak ve zamanla kurabilirsiniz. Öte yandan siz onlara ne kadar destek verip, güven sergileniz bile sizi arkanızdan vuracak iş arkadaşlarınız hep olacaktır. Zira vefasızlık, çatışma ve bireyselciliğin doruk yaptığı kamusal çalışma ortamının ürettiği kültür de yırtıcılık doğal bir sonuçtur ve sizin için de risk oluşturmaktadır.
  3. Unutmayın ki devlet çalışanları birbirlerine karşı yaygın bir güvensizlik duygusu içindedirler. Sizin üzerinize düşen bir yandan bu riskin farkında olup bir yandan da davranışlarınıza korkunun hakim olmasına izin vermemektir. Güven ortamını kaybettiğiniz anda oluşturmaya çalıştığınız paylaşımcı ve üretken atmosfer bir anda dağılıverir. İnsanlar tahmin edemeyeceğiniz bir hızla hep alıştıkları gibi  birbirlerine karşı önemli veya önemsiz sebeplerle pozisyon alıverirler. Türk olmanın gereği olarak içlerinde taşıdıkları kabile aidiyetlerini devreye sokarlar ve biriminiz geleneksel bir devlet dairesine dönüşür. Bu riskleri üstlenirken bilinçli olarak göğüslediğinizi ve insanların arasına girip birbirlerine karşı onlara perde olduğunuzu arkadaşlarınıza da hissettirin. Bunu yapabilmek için  etnik, inançsal veya politik kabile aidiyetlerinin farkında olduğunuzu ancak bu farklılıkları önemsemediğinizi hissettirin. Farklılıklarına bakmaksızın ortak çalışma grupları oluşturun ve kendilerini açıkça ifade etme fırsatı verin. Bu onları güçlendirir. İş arkadaşlarınızı güçlendirmekten korkmayın.
  4. İş hayatı paylaştıkça zenginleşir. Ekip üzerinde etki doğuran her duyguyu ama özellikle başarıyı paylaşın. Bundan daha önemlisi ekibinize ait olan veya öyle gösterilmek istenen her türlü başarısızlıkta öne çıkın ve  üstlenin.  Ekiple baş başa kaldığınızda başarıyı veya başarısızlığı hem paylaşın ve hem de analiz edin. Sözlerinizde ve eleştirileriniz de açık olun ve imalardan, iğnelemelerden uzak kalmaya özen gösterin. Unutmayın ki kimse hatasız değildir.
  5. Ekip arkadaşlarınıza amir pozisyonunuzu kullanarak içi boş bir üstünlük kurma çabasına girmeyin. Kendinizi komik duruma düşürürsünüz. İş arkadaşlarınız zayıflıklarınızı zaten bilirler. Bu sebeple olmadığınız bir şeymiş gibi görünmeye çalışmayın. Zira içi boş teneke çok kötü ses çıkarır. Bu nedenle bir konuyu bilmediğinizi söylemekten çekinmeyin ve çevrenizdekilerin kendi bildiklerini paylaşmasına fırsat tanıyın. Öte yandan bir şeyleri iş arkadaşlarınızdan daha iyi biliyor olsanız bile içinizden gelen öne çıkma ve kendini gösterme dürtüsünü bastırarak sessiz kalmaya çalışın. Böylece aynı sonuca bir başka arkadaşınızın ulaşmasına ve bunu paylaşmasına fırsat tanıyın. Unutmayın ki ekip arkadaşlarınız, sizin bilmişliklerinizi tek taraflı paylaştığınız öğrencileriniz değil, birlikte ürettiklerinde daha iyi sonuçlar üretebilecek bir ekiptir. Kendinizin grubun üyelerinden sadece birisi olduğunuzu unutmayın ve kendinizi gereğinden fazla önemsemeyin. O ünlü sözü unutmayın “Devlet, kişilerle kaim değildir.”
  6. Ekibinizdekileri kesinlikle üst mercilere şikayet etmeyin. Bu ne sizi başarısızlıkların sorumluluğundan kurtarır, ne yöneticilik becerilerinizi geliştirir ve özellikle ne de üstleriniz karşısında puanınızı artırır. Böyle yapmak yerine üst makamlarla ekibinizin arasında perde olmaya çalışın. İlk tehlike de ekibinizi terk edip, onları sonuçlarla baş başa bırakmayın. Yetersiz üst yöneticilerin sıklıkla görüldüğü bürokraside, üstlerinizden korkup kendi iş arkadaşlarınızı parçalamaları için onların önüne atmayın. Üstlerinizin sizi aşarak ekip arkadaşlarınız üzerinde doğrudan hegemonya kurmasına izin vermeyin. 
  7. Unutmamanız gereken bir gerçek de bilgi merdiveninin basamaklarının tırmandıkça kısaldığıdır. En altta yüzlerce sayfadan oluşan ve onlarca saat süren, bütün bir ekip olarak ter döktüğünüz bir çalışma en üst seviyeye çıktığında en fazla üç cümle ve toplam yarım dakikalık bir zaman aralığında sunulabilecek, benzeri onlarca çalışma arasında sıradanlaşma eğilimine sahiptir. Hiyerarşik iletişimin özündeki bu sakatlık sebebiyle sıklıkla en üst ve en alt arasında sık sık iletişim bozuklukları oluşur. Bu sebeble oluşabilecek iletişim kazalarında hiyerarşik basamaklar arasındaki sorunları tamir etmeye ve düzeltmeye çalışın. 
  8. Seni ayakta tutan ve ilerlemeni sağlayan ideallerin mutlaka vardır. Ama yine gerçekçiliğin gereği olarak hedeflerini saplantı haline getirme. Çevrendekilere saygılı ol, onları güçlendir ve ilerletmeye çalış ama sakın herkesi değiştirebileceğin zannına kapılma. Kamudaki kurumlar ve çalışma grupları dahil bütün sosyal gruplar ve hatta bütün bir toplumlar, kendi geçmişleri ve kapasitelerinin çizdiği sınırlarla bağlıdırlar. Ne kadar hayal kursan, ne kadar çabalasan da basit bir birey olarak bütün bir kurumu ve onu tanımlayan kültürü üreten bütün bir toplumu kurtaramazsın. İdealin ve gerçeklik arasında bir anlam dengesi kuramazsan varoluş krizine girer ve sıradanlaşıp, kendini kaybedebilirsin. Benim için bu denge çalışmak benden, sonuç Allan’tan şeklindeki inancımla çözümlenmiştir. Sen kendi düşünce sistemine göre başka bir dengeleyici düşünce kullanabilir ve geliştirebilirsin.

Bütün bunları başarabilirseniz birlikte çalıştığ kamu çalışanları yasaların ve karakter edindikleri devlet geleneğinin bir gereği olarak sadece saygı göstermeyecek, aynı zamanda seninle birlikte çalışmaktan keyif almaya başlayacaklardır. Eğer böylece ekip ruhu oluşturmayı başarırsanız arkadaşlarınız ve iş çevreniz ortaya çıkan pozitif sosyal enerji ile sosyalleşmeye ve birbirleri arasında sinerji üretmeye başlar ki işte o zaman çalıştığınız birimin, ekibinizin ve belki de zamanla tüm kurumun ayakları yerden kesilebilir.

Size gelince sevgili dostum gerçekçilikle idealizmi hep kol kola tutmak zorundasınız. Sonuç olarak her bir kamu görevlisi başardıkları ile değil, tozlu dosyalarda yıllanan imzaları ile hatırlanır. Bütün yukarıdakileri samimiyetle yapsan ve gerçekten pozitif değişimi sağlasan bile sizin de bir gün mutlaka ayaklarınız yerden kesiliverebilir. Ama bu göğe yükselme başardıkların yüzünden değil detaylarını hiç bir zaman bilemeyeceğin halde her gün onlarca kere tekrarladığın ve bir iki gün içinde ne olduğunu bile unutacağın imzaların sayesinde olacaktır. Üstüne üstlük bürokrasinin kirli yollarında kifayetsiz muhterisler mebzul miktarda bulunduğundan hiç bilmediğiniz platformlarda arkanızdan konuşulacağından, durumunuzu ve pozisyonunuzu kendi kabile gözlükleri üzerinden anlamlandıramayanlar tarafından kategorize edilecek ve mümkün olan en kısa zamanda hal edilmeniz için her türlü kirli oyun sergilenecektir. Bu da bu yolda taşıman gereken en büyük risktir. Eğer başkalarının takdir duygusu ve övgüsüyle motive olan birisiyseniz, enerjiniz içinizden ve özünüzden gelmiyorsa, bir koltuğu dolduruyor ve iki metre geriden bakıldığında masada güzel durduğunuzu düşünüyor olma gibi adiyattan sayılabilecek motivasyonlarınız sizi “vasat bürokratlar” çöplüğünden başka bir yere götürmeyecektir. Bu tür hevesleriniz varsa kamuda yönetici olmaya özenmeyin. Zira cüssesi hafif olanın, fiyatı da ucuz olur. İdealist yöneticinin ise yüreği ağır olmalıdır. Ömrünüz kısa bile olsa, yarattığınız etki çok daha büyük olacaktır. 

Sonuç olarak şunu unutmayın ki devlet kendi etrafında çok ama çok yavaş dönen kocaman bir file benzer. Ağırdır, güçlüdür, çok yük taşır ve iyi bir eğitimci ile sayısız engeli aşabilir. Hele bir de optimum sinerji noktasını yakalayabilirsen o devi hiç kimse durduramaz. Ancak aynı fil dikkatsiz eğitimcisini, memnun etmeye çalışırken bir ayak hareketi ile ezip, öldürebilir. 

Bütün bunlara rağmen her şeyden önce insanı seviyor ve hayatını tüm bir topluma ve başkalarına adayabiliyorsan, kamu için yöneticilik görevini bir rehber ve yol gösterici olarak kabul ediyorsan daha tatminkar bir iş arama. Bedeli ne olursa olsun, günün sonunda duyduğun tatmin hissini başka bir yerde bulamazsın. 

Sen kendi ruhunda huzurlu olduktan, varoluşunun anlam dengesini kurduktan sonra ne üstüne atılan pislik yapışır, ne gelip geçici siyasi heveslerin oyuncağı olursun, ne cahilin senin için biçtiği kategorilerle sınırlanırsın, ne de üstünde öbür tarafa götüreceğin bir kul hakkı taşırsın.

Reklamlar