Ya köleliğe alıştıysanız!

siyasetdüşünüyoruz_resim_iskit_altını
Ukrayna’da yapılan kazılarda ortaya çıkan saf altından bir İskit tarağı

M.ö. 5. yüzyılda yaşamış olan tarih biliminin kurucusu Bodrumlu Herodot köleliğe, başkaldırıya ve kölelik ruhuna ilişkin ilginç bir hikaye anlatır. Hikaye halen hayatta olan 1940 doğumlu Fransız düşünürü Jasques Ranciere tarafından bir kitabından alıntılanmıştır. Politikanın aslında fakirler ve zenginlenden oluşan iki toplumsal sınıf arasında, fakirlerin kalabalık bir topluluk olarak toplumun tamamını temsil edermiş gibi sayılmaları ve gerçekten bir şey olan tek gurup olan zenginler tarafından düzenin devamı için nasıl yönetildiklerini anlatmak için bir örnek olarak kullanır bu hikayeyi. 

Herodot bu hikayesinde -hikaye dediğimize bakmayın, muhtemelen yaşanmış bir olaydır- İskit kölelerinin isyanını anlatır.


Herodot’un anlattığına göre İskitler (M.Ö. 9 ve 2. yüzyıllar arasında Doğu Avrupa steplerinde yaşamış göçebe bir halk), kölelerinin ve köle durumuna düşen kişilerin gözlerini kör ederlermiş. Böylece birer köle olarak kendilerine verilen en önemli görev olan süt sağma işinden başka bir işle uğraşmalarına engel olurlarmış. Her köle kör edilirmiş ve her kölenin doğan her çocuğu kör edilirmiş.

Hayatın bu olağan akışı İskitlerin yine büyük bir sefere çıkmaya karar verdikleri zaman bozulmuş. Kuzeybatı İran’daki Medlerin ülkesini ele geçirmek isteyen İskit savaşçıları Asya’nın derinliklerinde gözden kaybolmuşlar. Bu o kadar uzun bir sefer olmuş ki birkaç nesil boyunca geri dönememişler.

Aynı anda ana kamplarında da zaman hızla akıp gitmiş. Onların yokluğunda doğan köle çocukları kör edecek kimse olmadığından gözleri gören yeni bir köle nesli yetişmiş.

Etraflarındaki dünyayı görüp anlayan bu köle gençler birer köle olarak kalmalarını gerektirecek bir neden göremediklerini düşünmüşler. Zira tıpkı uzaklara giden efendileri gibi doğuyor ve büyüyorlarmış. Geride kalan kadınlar da sürekli bu doğal benzerliği onaylamayı kendilerine bir vazife edinmişçesine sürekli tekrarladıklarından, genç köleler, aksi ispatlanana kadar sefere giden savaşçılarla eşit olduklarına karar vermişler.

Sonuç olarak bulundukları bölgenin etrafını derin bir çukurla çevirmişler ve silahlanmışlar. Böylece fatihler geri döndüğünde topraklarını savunabileceklerini düşünmüşler.

Bir gün gerçekten de İskit savaşçıları mızrakları ve yayları ile geri dönmüşler. Kölelerin yaptığını görünce bu basit inek çobanlarının isyanını kolayca savuşturabileceklerini düşünmüşler ve saldırıya geçmişler. Ama saldırıları başarısız olmuş. Aralarından zekasıyla öne çıkan savaşçılardan birisi durumu ölçmüş tartmış ve silah arkadaşlarına seslenmiş:

“ Benim tavsiyemi dinleyin – mızraklarınızı ve yaylarınız bir kenara bırakın ve gidip atlarınızı sürmekte kullandığınız kamçılarınızı getirin. O kamçılarla cesurca üstlerine gidelim. Zira elimizde silahlarımızla bizleri gördüklerinde, kendilerini doğuştan ve cesaret bakımından bizim eşitimiz olarak görüyorlar. Ama bırakın bizleri sadece kırbaçlarımızla görsünler başkaca hiç bir silah olmadan. İşte o zaman bizim kölelerimiz olduklarını hissedecekler ve önümüzden kaçacaklardır.”

Savaşçının dediği gibi yaparlar ve bu büyük gösteriyi büyük bir başarı ile sergilerler. Gerçekten de köleler hiç bir direnme göstermeden dizlerinin üzerine çöküp teslim olurlar.

Ranciere’e göre bu hikaye bize köle isyanlarının nasıl “fakirle” “zenginin” savaşının bir yansıması olarak ortaya çıktığını gösterir. Köle savaşı  hükmedilen ile hükmeden arasında savaşın nasıl bir eşitlik doğurduğunu anlatır.

İskit köleleri bir zamanlar efendilerine ait olan toprağı işgal etmişler, onu tahkim etmişler ve silahları ile savunmuşlardır. İlk başta bu eşit gibi görünen mücadele, kendilerini kendilerinin doğal efendisi zannedenleri ortaya çıkarmakta gibidir. Ancak bir kez hükmedenler kendi doğal üstünlüklerini ve farklılıklarını göstermeye başladıklarında, isyancıların artık kazanma ihtimali kalmamıştır.

Kim bilir belki de bu yüzden hükmedilmeye alışmış olanlara belki de bu yüzden ayağa kalkıp direnmelerini söylemek faydasızdır. Zira efendinin kırbacını gözler olmuşlardır.