Kötü İnsanların elinde Halkla İlişkiler (ya da propaganda)

Bu yazı: 26 Ocak 2016 tarihinde tercüme ederek Linkedin hesabımda yayınladığım bir makaledir. Siyasetle ilişkisi sebebiyle tekrar paylaşıyorum.

———

Nazi Propaganda makinesi tarafından hazırlanan bir afiş (tek halk, tek devlet, tek lider)

Aşağıdaki yazı UNESCO Genel Müdürü Irina Bokova ve USHMM Müdürü Sara Bloomfield tarafından, İkinci dünya savaşında Yahudilerin Nazi Almanyası tarafından sistemli soykırıma tabi tutulduğu Auschwitz ve Birkenau kamplarının ele geçirilmesi ve esirlerin kurtarılmasının 71. yılı münasebeti ile kaleme aldıkları bir metindir. 

Metni, halkla ilişkilerin kötüye kullanılmasının nelere sebep olabileceğini göstermesi bakımından önemli buluyorum. Biruni’nin bin yıl önce tespit ettiği  gibi sıradan halk kitlelerinin fikirler üzerinden nasıl birbirini öldürür hale getirilebileceğini göstermesi bakımından da yol gösteren bir metin olmuş. Tercümede metne büyük oranda sadık kalmakla beraber, yorum ekleme ihtiyacı duyduğum noktaları tercüme edenin notu (T.N.) şeklinde ifade etmeye çalıştım.

Sonuç olarak düşünmemiz gereken acı gerçek,  insanları ve geniş kitleleri nefret ve dışlama gibi hiç birimizin tasvip etmeyeceği davranışların, propaganda ve din, ırk ve ideoloji gibi nedenlerle nasıl normalleştirilebildiğidir? Bu sorulara cevap aradıkça Almanya’da, Bosna’da, Suriye’de ve dünyanın pek çok köşesinde komşuların nasıl komşularını öldürebildiğini, insanlıklarını nasıl ve hangi aşamada kaybettiklerini anlayabilir, insan olarak kendimizin de benzer yönlendirme araçlarına açık olduğumuzu ve aynı şekilde bizlerin de insanlığımız belirli bir anda kaybetme tehlikesi altında olduğumuzu düşünebiliriz. 

—————

Göbels Sonunda Kazandı mı?

Metnin İngilizce Orjinali: https://goo.gl/SkuoIV

  • Irina Bokova, UNESCO Genel Müdürü
  • Sara Bloomfield, Birleşik Devletler Soykırımı Anma Müzesi Müdürü

 PARIS –  1930’ların Almanyası’nda, Nazi Partisi liderliği “nefreti” ve “Yahudi düşmanlığını” yayma konusunda kitlesel iletişiminin ne kadar güçlü bir araç olabileceğini fark etmişlerdi. Hitler “Propaganda, bir uzmanın ellerinde gerçekten dehşet bir silahtır.” diyerek bu farkındalığı ifade etmiştir.

Naziler, güç ve iktidara yükselişlerine giden yolda modern ve gelişmiş iletişim teknolojilerini kullandılar. İyi eğitimli bir nüfus ama sarsıntı içerisindeki bir demokrasi içerisinde, kamu oyunun düşünce ve davranışlarını şekillendirerek, fikirler savaşını kanabilmek için sinema ve radyo gibi pek çok araçtan yararlandılar.

 Naziler gideli çok oldu ama ürettikleri “propaganda” hayatta ve potansiyeli her zamankinden daha ölümcül. Auschwitz ve Birkenau toplama kamplarının ele geçirilmesinin 71. yıl dönümünü 27 Ocak tarihinde kutlarken, aşırılık yanlısı gruplar, küresel seviyede nefreti yaymak, yeni kitlesel katliamlar ve soykırımlar üretebilmek için en son iletişim teknolojilerini maharetle kullanmayı sürdürüyorlar. UNESCO’nun bu yıl düzenlenecek “Uluslararası Anma Günü” için seçtiği temanın “Kelimelerden Soykırıma:Antisemitik Propaganda ve Soykırım” olması boşuna değil. Bu vesile ile, UNESCO ve Birleşik Devletler Soykırımı Anma Müzesi (USHMM) UNESCO merkez binasında “Aldatma Hali: Nazi Propagandasının Gücü” sergisini düzenliyorlar.

1930’ların başında, aşırı ekonomik sıkıntıların yaşandığı bir dönemde, pek çok Alman yeni yeni güçlenmekte olan Nazi Partisi’nin ırkçı ve Yahudi düşmanı söylemlerini göz ardı etmeye hazırdı. Zira Parti’nin cazip buldukları başka söylemleri de vardı. Naziler de bunun farkındaydı. Parti 1932 seçimlerine giden süreçte o günlerde yeni yeni yükselmeye başlayan kamu oyu araştırması tekniklerini kullanarak orta sınıfın, beyaz ve mavi yakalı işçilerin, kadınların, çiftçilerin ve gençlerin umutlarını, ihtiyaçlarını ve korkularını incelemeye başladı. Bunun sonucunda, Nazi propaganda mekanizması Yahudi düşmanlığı ve ırkçılık söylemlerini azalttı ve partiyi yeni işler yaratma ve Almanların masasına aş koyma gücüne sahip tek politik güç olarak sunmaya başladılar. Aynı zamanda, kendilerini geleneksel Alman kadınlığının ve ailesinin temsilcisi gibi göstererek, oy kullanma hakkını yeni elde etmiş kadınları da kazandılar.

Hitler’in aşırı milliyetçi söylemleri geniş bir kitle üzerinde yankı buldu. Bu özellikle gençler başta olmak üzere Almanya’nın elden çıkan toprakları ve kaybedilen askeri kudretini yeniden canlandırmak isteyenleri cezbetti. Diğer yönlerine rağmen anti-Semitizm Nazi dünya görüşünün tam merkezinde durmaya devam etti. Parti, 1933 yılında, iktidara gelir gelmez Yahudi karşıtı politikaları uygulamaya başladı. Naziler, farklı ve alternatif bilgi kaynaklarını ortadan kaldırdılar. Kitapları yaktılar, gazetecileri tutukladılar ve birleşik “Ari ırka” dayalı bir Avrupa kurma şeklindeki  hedeflerine ulaşma konusunda ilk adımlarını atmaya başladılar.

Günümüzün içiçe geçmiş dünyasında, aşırılıkçı görüşleri takip eden bireyler ve devlet dışı gruplar yeni teknolojileri kullanarak insanların ve kitlelerin davranışlarını ve inançlarını yeniden şekillendirebiliyor, küresel çapta şiddet olaylarını kışkırtabiliyorlar. Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) 2014 yılından beri, farklı hedef kitleler için özelleştirilmiş, en çok konuşulan dillerde üretilmiş 700’den fazla propaganda videosunu internette dolaşıma soktu. Böylece mesajının erişimini ve etkisini azamileştirmeye çalıştı.

Şu anda 50.000’den fazla Twitter hesabı, cehaletten, müsamahasızlıktan ve toplumlardaki bölünmüşlüklerden yararlanmayı hedefleyen bu nefret araçlarını çoğaltmak ve yaymakla meşguller. Genç insanlar örgütün saflarında çarpışmaları için silah altına alınmaya çalışıyor. IŞİD, kendi kontrolü altındaki topraklarda dini ve kültürel farklılıklarına dayanarak idam ediyor ve öldürüyor. USHMM’nin yayınladığı bir raporda da belirtiği gibi kontrolü altındaki Yezidi azınlık nüfusa karşı soykırım suçları işlemektedir.

Kaygı yaratan bir başka gelişme ise (T.N: yukarıda ifade edilenle zıt ama etkileşimli olarak) azınlıklara ve mültecilere karşı giderek artan oranda ve etkinlikte kullanılmaya başlanan nefret dilidir. Şiddetli, dışlayıcı and ayrımcı söylemler Avrupa’ya -soykırımın vatanına- geri döndü. Aşırı milliyetçiler yaşanmakta olan mülteci krizinden istifade ederek oluşturdukları korku dili ve meydana gelen ölümcül terör saldırıları bağlamında, büyük sayılarda insanı destekçileri arasına alıyorlar.

“Aldatma Durumu” propagandanın nasıl ölümcül sonuçlar doğurabileceğini bize gösteriyor. Soykırım sözlerle başladı, kitlesel cinayetlerle değil. Anti-Semitizm ve ırkçılığın kitle iletişim araçları üzerinden yansıtılıp, bütün politik, kültüre ve eğitim sistemleri üzerinden pompalanması ile Avrupa kıtasını nasıl bir kitlesel şiddet ve soykırım sarmalına aldığını hatırlamalıyız.

Bugün, nefret içeren söylemlere karşı, önümüzde yatan mücadele yeni iletişim teknolojilerinin gücünden yararlanarak çoğulculuğu ve herkes için insan onurunu öne çıkarmak, güçlendirmek ve her türlü soykırım inkarcılığı ve Yahudi karşıtlığına karşı mücadele etmektir (T.N: Yazar, yabancı düşmanlığı ve ırkçılığı tanımlarken Yahudi karşıtlığına ek olarak güncel din ve ırksal ayrışmaları da isimlendirebilirdi. Bu vesileyle giderek artan çatışma ve ayrışmanın kültürlerarası ve kültürler içi boyutları ile çok daha kapsamlı ve karmaşık bir hale geldiğine dikkat çekmek istiyoruz.)

Kalpler ve akıllar için yürütülen savaş ancak eğitim, kültür, bilim ve iletişim araçlarımızı günceller ve yükseltirsek kazanılabilir. UNESCO  70 yıl önce bu amaçlar kuruldu ve soykırım eğitimi ve önlenmesi konusunda küresel bir programı da yürütüyor, hükümetler ve öğretmenlerle işbirliği içerisinde bu tarihsel olguyu sınıflarda duyurmaya çalışıyor.

Bombalar ve kurşunlar tek başlarına politik zehirleri ortadan kaldıramaz. Aynı zamanda fikirler savaşını da kazanmak gerekir. Okullar, müzeler ve medya kuruluşları eleştirel düşüncenin genç insanlarnda geliştirilmesini sağlayacak yöntemler üretmeli. Entellektüeller, sanatçılar ve halka mal olmuş kişiler sosyal gruplara karşı ilgisizlik ve bundan türeyen müsamahasızlığın doğurabileceği tehlikelere karşı herkesi uyarmalılar. Siyasi liderler, sosyal uyumu, entegrasyonu ve karşılıklı anlayışı teşvik etmeliler. Böylece Holokost kurbanlarına karşı borucumuzu ödemiş olur, hayatını kaybedenlerin yasını tutmuş ancak aynı zamanda yaşayanları da güçlendirmiş oluruz.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s